Şehri anlatmaya, öncelikle, tarihinden ve binalarından başlamak daha doğru olacak. Seyahatimiz sırasında, 1957’de restore edilmiş olan belediye binası gibi bazı önemli yerleri ziyaret etme fırsatımız oldu. Daha modern bir yapı olan ve “Elbphilharmonie” adı verilen yeni inşa edilmiş konser salonu da alışılmadık şekliyle mimarî anlamda bir başyapıt. Ancak Hamburg’u diğer Avrupa şehirlerinden son derece farklı kılan bir şey var. M.John, bize, şehrin 1942’de korkunç bir hava saldırısına uğradığını ve şehri harabe hâline geldiğini anlattı. Etkileri bugün hâlâ görülebiliyor; çoğu binanın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra inşa edildiğini görebiliyoruz ve Roma’daki gibi eski binaları görmek nadir bir fırsat.
Ancak bir şehri özel kılan şey, aynı zamanda insanları ve kültürüdür. Söylemeye gerek yok belki ama Hamburg farklı kültürlerden oluşan çeşitli bir nüfusa sahip; Türkler, Araplar, Afrikalılar, Polonyalılar ve Ukraynalılar bunlar arasında. Büyüleyici olan, Hamburg’da hiç “ayrımcılık” duygusunu hissetmememiz; ırkçılık şaşırtıcı bir şekilde neredeyse hiç yoktu. Bizim için bir diğer büyük şaşkınlık ise Almanların sevimliliği oldu. Popüler medyada genellikle soğuk, ruhsuz ve arkadaş canlısı olmayan insanlar olarak tasvir edilirler, ama kesinlikle bunun tam tersi olduğunu söyleyebilirim. Kaldırımda fazla yer kapladığımız için yabancılar tarafından Almanca azarlandığımız birkaç olay dışında, Almanlar ve ev sahibi aileler her zaman yardım elini uzattılar ve iyi vakit geçirmemizi sağladılar. Her halükarda, Almanlar beklenenden çok daha sıcaktı ve metropol kültürlerini gözlemlemek de bizim için oldukça ilginç bir deneyimdi.
Hamburg’un çevresini ve doğasını bilmek, şehri gerçekten tanımak için çok önemli. Elbe Nehri kıyısında yer aldığı için, onlarca, belki de yüzlerce büyük gemiyle dolu geniş bir liman var.. Bunun dışında, doğayı koruma yasalarının çok sıkı olduğunu anladım. Şehir merkezinin ortasında büyük bir park vardı ve Hamburg’u dolaşırken, kendimi hiçbir zaman beton bir ormanda gibi hissetmedim. Şehrin toplam alanı da geniş, bu da büyük bahçeli evler inşa etme imkânı sağlıyor. Sonuç olarak, her yer bahçeli evlerle doluydu. Hızlı sanayileşmesine rağmen, şehir çok yeşildi. Hava ise tam da Hamburg için beklediğimiz gibi; neredeyse her zaman bulutlu ve yağmurluydu.
Kısaca bahsetmeye değer bir diğer konu da Alman mutfağı. Çoğu Alman, Hamburg’da yaşayan diğer ulusların yemeklerini tercih eder: Türk yemekleri, Arap yemekleri, Çin yemekleri vs. Ev sahibi aileme Hamburg’un geleneksel yemeklerini sordum, onlar sadece gergin bir kahkaha attılar ve bana birkaç İtalyan ve Asya restoranının adını verdiler. Ancak bana bir Alman yemek kitabı da gösterdiler. Bu kitap çok kalındı ve çoğu patatesten yapılan farklı Alman yemekleriyle doluydu, bu da bize bu sebzenin önemini gösteriyordu. Alman kültürünün zengin bir mutfağa sahip olduğunu, ancak, Almanların nedense bu mutfağın tadını çıkarmadıklarını düşündüm.
Şimdi işimize dönelim. Almanya’daki MUN, Türkiye’dekinden çok daha farklıydı. Kurallar ve MUN’a ilişkin genel anlayış farklıydı. Örneğin, açılış töreni burada yapılanlardan çok daha uzundu. Almanların sıra dışı ama mantıklı çözümler bulma ve ikna edici konuşmalar yapma konusundaki yaratıcılıklarını da takdir etmek gerekir. Bu MUN’u ilginç kılanların onlar olduğu şüphesiz ve bu yeni ve farklı bakış açılarını görmek bizim için son derece bilgilendirici oldu, onlardan kesinlikle birkaç şey öğrendik. Ancak, garip bir şekilde MUN’un kuralları ve prosedürleri hakkında bazen tecrübe sahibi olmadıklarını da belirtmeliyim. Bu konuda onlardan daha deneyimliydik ve Hamburg gezisinin bazı üyesi de çeşitli prosedür hataları nedeniyle başkanlık kurulunu uyarmak zorunda kaldıklarını belirtti. Sonuç olarak, çoğumuz konferansı genel olarak olumlu bulduk ve heyetimiz başarıya da ulaştı; bir kişi “en iyi ilk katılımcı” ödülünü, bir diğeri ise ödül töreninde onur ödülünü aldı. Her ikisi de gerçekten etkileyici başarılar.
Sonuç olarak, bazıları kendilerini daha tecrübeli bulsalar da , herkes için bir şey aynıydı: Herkes yeni bir şehri ziyaret etmekten, Almanları ve kültürleri tanımaktan çok mutluydu. Okula döndükten sonra, bu geziden bir arkadaşım bana Hamburg’u ne kadar özlediğini ve oraya geri dönmek istediğini anlattı. Hamburg, bir MUN konferansına katılmak için son derece uygun bir şehirdi ve Almanya’da ilk kez böyle bir deneyim yaşamak, MUN becerilerimizi geliştirmek için son derece faydalı bir deneyim oldu. Eminim ki çoğumuz gelecekte böyle bir etkinliği bir kez daha yaşamak isteriz.
Arkadaşlarıma geziyle ilgili görüşleri sorulduğunda, neredeyse hepsi olumlu yanıt verdi ve şehrin olağanüstü doğasını ve MUN sırasında yaşadıkları deneyimleri vurguladılar. İşte söyledikleri:
« Hamburg’a yaptığımız ziyaret hem akademik hem de kültürel açıdan harikaydı. Şehir merkezini ve tarihi yerleri görme fırsatı bulduk. Katıldığımız MUN konferansı, MUNoH, komite oturumları sırasında tartışmaların düzenlenme şekliyle de mükemmeldi. »
— Selen
« MUN ve diğer maceralarla dolu harika bir deneyimdi. Hamburg çok güzel bir şehir ve yapılacak çok şey var, gerçekten çok keyif aldım. »
— Can
« Hamburg gezimi kusursuz bir ziyaret ve mükemmel bir MUN konferansı olarak değerlendiriyorum. Ev sahibi aile misafirperverdi, okul da öyleydi. Sadece yabancı bir ülkede günlük yaşamı öğrenip uygulama fırsatı bulmakla kalmadım, aynı zamanda Almanya’yı eğitim odaklı bir çerçevede tanıma fırsatı da elde ettim ve bu ülkeyi yurtdışında yüksek öğrenim için ilk 5 tercihimden biri olarak görüyorum. Okul, konferans organizatörleriyle iş birliği içinde hem kolay ulaşım hem de şehir turu sağladı. Hamburg’un kültürü ve tarihi gerçekten öne çıkıyordu. Eğer her şeyi yeniden yapma şansım olsaydı, kesinlikle yapardım! Böyle bir geziyi ideal üniversite ve yaşamak istediğiniz ülkeyi seçme sürecindeki herkese tavsiye ederim. »
— Eylül
« MUNoH, kendimi geliştirme ve diğer ülkelerden insanlarla arkadaş olma fırsatı bulduğum harika bir deneyimdi. »
— Deren












Bu içeriği diğer dillerde görüntüleyin:
